İSLÂM
ÜMMETİ YAHUDİYE KESİNLİKLE BOYUN EĞMEYECEKTİR
Son yıllarda başını Arap
ülkeleri yöneticilerin çektiği İslam ülkelerindeki
yöneticiler, gaspçı Yahudi devletini tanımak için koşuşturup
durdular. Bunlardan bir kısmı barış yaptı, kimi büro
açtı, kimi ticari ilişkiler kurdu, kimisi açıktan açığa
kimi de gizli olarak temsilcilerini kabul etti. Bunların
tamamı Yahudi devleti ile barış yapmanın stratejik bir
hedef olduğunu ilan ettiler.
Bu girişimlerin sonuncusu
Amerika’nın gözetiminde Moritanya Cumhuriyeti ile düşman
gaspçı Yahudi devleti arasında tam diplomatik ilişkilerin
kurulması ile gerçekleştirildi.
Arap ülkelerinin bazıları
bu işten dolayı Moritanya’yı kınadılar. Ancak
kınamalarının asıl nedeni, gaspçı Yahudi ile diplomatik
ilişki kurması değildi. Asıl neden, geride kalanların da
aynı işi yapacak seviyeye gelmesine kadar birazcık daha
beklememesiydi! Moritanya ise, bu yolda ilk adım atanın
kendisi olmadığını, Arap devletlerinin büyüklerinden
olan Mısır, Ürdün ve ev sahibi konumunda olan
Filistinlilerin kendisinden önce bunu yaptığı halde neden
Moritanya kınanıyor da bunlar kınanmıyor, diyerek cevap
verdi.
Dağarcığımızda; 1979
yılında Arap ülkelerinin Bağdat’ta toplandıkları,
Yahudi devleti ile barış yapmaktan caydırmak için Sedat’a
bir heyet yolladıkları, isteklerinin reddedilmesi üzerine Mısır
ile ilişkileri kestikleri ve Arap Birliği’nin merkezini
Mısır’dan Tunus’a naklettikleri, Arap halklarının
hepsinin Enver Sedat’ı hain ilan ettikleri ve 1981
yılında da Mısır halkının Sedat’ı öldürdüğü hatıraları
halen daha bulunmaktadır.
Dağarcığımızda; Yahudi
devleti ile ne barış, ne itiraf ne de görüşme yoktur,
sloganları halen daha canlılığını korumaktadır. Yine
Arap ülkeleri anayasalarında ve kanunlarında İsrail düşmanı
ile toplantı yapmanın, ilişkiler kurmanın ihanet ve suç
sayıldığını belirten maddelerin bulunduğu ifadeleri yer
almaktadır.
Şu anda ne değişti de daha
dün; suç, ihanet ve utanç kabul ettikleri işleri yapmak için
birbirleri ile yarışırcasına koşuşturup duruyorlar?
Şüphesiz ki Yahudi’nin
yeryüzünde böbürlenmesi, bozgunculuğu ve azgınlığı
daha da arttı: Dünya Yahudilerinden daha fazlasını
getirebilmek için Filistin halkından çok sayıda insanı
yurtlarından kovmakta ısrarları daha da arttı.
İnsanların evlerini yıkıyorlar, topraklarını
gasbediyorlar, tutukluyorlar, işkence yapıyorlar,
kemiklerini kırıyorlar ve öldürüyorlar. Mescidi-i Aksa’yı,
Harem-i İbrahim’i işgal ediyorlar ve bu mescitlerde
katliamlar yapıyorlar. Sözlerinde durmuyorlar ve ahitlerini
bozuyorlar. Her gün Lübnan’ın havasını ve suyunu
kirletiyorlar, silahları ile şehirleri ve köyleri bombalıyorlar.
Lübnan, Suriye ve Filistin topraklarını işgal ediyorlar. Tüm
Araplara ve Müslümanlara karşı kışkırtıcılıklarını
ve meydan okuyuşlarını her geçen gün daha da artırıyorlar.
Çünkü onlar, İslam ümmetinin kalbine saplanmış bir hançerdirler.
İslam ülkelerinin tamamına yayılan kötü huylu kanser
hücresidirler.
Durum bu iken İsrail Yahudi’sinde
ne değişti de Arap yöneticiler ve Müslümanlar onlara doğru
koşuşturup duruyorlar?!.. Araplar ve diğer Müslüman
halklar, yöneticilerinin ihanete doğru koşuşturmalarına
karşı neden sessiz kalıyorlar ve aldırmıyorlar?! Halklar,
ihanetlerinde ve ihmalkarlıklarında yöneticilerle anlaştılar
mı?! Yoksa kendi aleyhlerine birtakım tuzaklar mı
kuruyorlar? Hayır, kesinlikle hayır!. Halklar saptırılma
ve ümitsizliğe düşürülme akıntısına kapıldılar.
Asıl olan Yahudi’den
başkasının Yahudi’yi sevmediğidir. Hatta Yahudi’lerden
bile birbirlerini sevenler azdır. Allah (c.c) şöyle
buyurmaktadır: “Sen onları derli toplu sanırsın,
halbuki kalpleri darmadağınıktır.” (Muhammed: 14)
Amerikan halkı Yahudi’yi sevmez. Avrupa halkı da Yahudi’yi
sevmez. Çünkü Yahudi’ler tabiatları icabı kendileri
dışındakileri sevmezler. Kendileri dışındaki insanların
tümüne kendilerine hizmet etmeleri gereken hayvanlar gibi
bakarlar. Durum bu iken, Arap halkının ve Müslüman’ın,
tabiatları böyle olan Yahudileri sevmelerinin mümkün olduğunu
düşünebilir miyiz? Peki öyleyse bu yöneticilerin gaspçı
Yahudilere doğru koşuşturmaları nereden kaynaklanıyor? Çıkarları
yerle bir edildiği, itibarları ayaklar altına alındığı
ve dünya halkları önünde ihanet ve küçümsenme
kasesinden su içirildikleri halde halklar neden olanları
umursamıyor?!..
Yöneticilerin koşuşturmaları,
uşaklığını yaptıkları kafir devletlerdeki
efendilerinden gelen farklı şekillerdeki emirlerden
kaynaklanmaktadır. Bu yöneticiler, kendi halklarından önce
büyük devletlerin dostudurlar. Çünkü yöneticiler, bu
devletlerin kendilerini yönetime getirdiklerine ve yönetimde
kalmalarını sağladıklarına inanmaktadırlar. Bu
devletler, ülkelerinin çıkarlarının ve kendi
kulvarlarında yürümekle sağlanacağına bu yöneticileri
ikna ediyorlar ve bu nedenle de Yahudi devletini tanımalarını
ve ilişkileri iyileştirmelerini sağlayabiliyorlar,
savaşarak Yahudi devletini yok etmenin imkansız olduğuna
ikna ediyorlar. Bunun sonucunda yöneticiler; -düşmanlığını
daha da artırmasına, kışkırtıcılığına ve
topraklarını gasbetmesine rağmen- Yahudi devleti ile sulh
yapmanın, tek çıkar yol olduğuna ve bunun da aynı zamanda
–dünya siyasetinden haberi olmayan cahiller gibi düşünerek-
stratejik bir hedef olduğuna inanıyorlar.
Fakat halkın umursamaz bir
tavır almaları, gerçeklerin saptırılmasından, baskıdan,
ağızların susturulmasından, kafirlerin ve onların
uşaklarının halkın kalbine yerleştirmeyi başardıkları
ümitsizlik tohumlarının ekilmesinden kaynaklanmaktadır.
Halkın ümitsizliğe sürüklenmesi için, saptırma,
yaralama ve sürgüne gönderme gibi işlemler yaklaşık
yarım asra yakın bir süreyi gerektirmiştir. Bu yüzden
halk, haksızlığa, aşağılanmaya ve hakarete karşı
sessiz kalmakta ve teslim olmaktadır. Halklar asla kendileri
aleyhine tuzak kurmazlar. Ancak, saptırıcı ve uşak yöneticiler,
insanları ümitsizliğe ve teslim olmaya sürüklemek için
kafir efendileri ile işbirliği yaparak halk üzerinde
tuzaklar kurmaktadırlar. Öyle ki bunların saptırmaları ve
ümitsizliğe düşürmeleri; normal halktan olanların
dışında, kültürlü kimselerin, siyasetçilerin,
medyadakilerin ve eğitim ve öğretimle uğraşanların çoğunluğunu
bile etkisi alacak bir boyuta ulaştı.
Böylece bu halklar; bu
yöneticilerin tasarruflarından, taviz vermelerinden,
ihmalkarlıklarından, sürekli bozguna uğramalarından, sömürgeci
kafir devletlere tabi olmalarından ve Yahudi tehdidi
karşısında eğilmelerinden elem duyar ve ümitsiz olur hale
geldiler. Ancak bu elem, sahih bir şekilde ifade edilemez.
Burada problem birtakım
hususları içermektedir:
Kendini kafirlere hizmete
adamış suçlu yöneticiler, anladıklarını sanıyorlar.
Oysa onlar, tüm samimiyetleriyle, efendilerine uşaklık
yapıyorlar, sömürgeci kafir devletlerden gelenlerden dolayı
onlar dost oluyorlar ve efendilerinin kendilerinden istediği
her şeyi yerine getiriyorlar.
Halklar ise, kültürlü
kesim başta olmak üzere ümitsizliğe düşürülünceye
kadar saptırılmış ve baskı altında tutulmuşlardır.
Arabıyla ve Arap
olmayanıyla İslam ümmeti Yahudi devleti önünde gerçekten
çaresiz midir? Hayır, kesinlikle hayır. İslam ümmeti,
birliği paramparça bir halde bulunan Arap yarımadasından
çıktı, Fars ve Rum imparatorluklarını kendisine boyun
eğdirdi. İslam ümmetinin, devletinin ve risaletinin nuru
tüm dünyada yükseldi, bin yıldan daha uzun bir süre
dünyanın birinci devleti olarak kaldı. Bu ümmet, bu asırda
her türlü baskı araçları kullanılarak sindirilmesine
rağmen Allah (c.c)’nun kitabında belirttiği: “Siz,
insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz; marufu emreder, münkerden men eder ve Allah'a
inanırsınız.” (Âl-i İmran: 110) ayetine uygun
olarak; asli haline, Allah’ın İslam ümmeti için hazırlamış
olduğu doğal merkezine dönecektir. Ümmetin Yahudi’yi
kendisine rakip olarak görmesi ayıptır. Zira onun rakibi
bir bütün olarak Amerika ve Avrupa’dır. Rusya, Çin ve
Japon topluluklarıdır. O, en hayırlı ümmettir ve insanlığa
en hayırlı risaleti taşımaktadır. Bu, bir kuruntu
değildir. Bilakis bu, tarihi dolduran, şu anı ve geleceği
de doldurmaya hazırlanan bir gerçektir. Bu, büyük
devletlerin korktuğu, gerçekleşmesini engellemek, Müslümanları
bundan saptırmak ve ümitsizlik halinde kalmalarını
sağlamak için uğraştığı gerçektir.
Korkaklıkları ve dünyaya
olan düşkünlükleri ile bilinen Yahudiler 1897 yılında
yaptıkları Basil Konferansında Filistin’i işgal etmeyi,
halkını kovmayı ve dünya Yahudilerini oraya toplayarak bir
devlet kurmayı kararlaştırdıklarında ümitsizliğe düşmediler.
O zaman bu denli büyük bir projeyi gerçekleştirmek için
ellerinde gerekli güce de sahip değildiler. Buna rağmen
ümitsizliğe düşmediler ve teslim olmadılar. İşte şu
anda ise Yahudiler düşmanlarının arasında yaşıyorlar. Dört
milyon Yahudi, iki yüz otuz milyonu Araplardan ve bir milyar
iki yüz milyonu da Arap olmayanlardan meydana gelen
Müslüman arasında yaşıyor. Buna rağmen ne onların ne de
bizim yöneticilerimizde korku alametleri görünmüyor. Onların
halklarında korku alametleri görünmediği gibi tam tersine
bizim halkımızda korku alametleri görünüyor! Ancak ne yazık
ki, iletişim organları üzerinde egemenliği olan büyük
devletlerin saptırmaları, işleri ellerinde tutan yöneticilerin
sömürgeci devletlere boyun eğmeleri ve işbirliği
yapmaları ile ölçüler altüst, gerçekler de tersyüz
oldu. Başımızdaki yöneticiler, halklarının
itibarlarını ve çıkarlarını hiçe sayarak efendilerini
razı etmek için koşuşturmayla, halklarımızda da
teslimiyet ve umursamazlıkla sonuçlandı.
Çözüm açıktır: İslam
ümmetini oluşturan halklar, kafirlere uşaklık yapan yöneticilerini
sırtlarından atmalı, onların bozguna uğratan düşünce
yapılarını ve küfür sistemi olan bozuk sistemlerini terk
etmelidirler. Bu, kolay bir çözümdür ve bu halkların gücünün
üstünde değildir. Her ne kadar seçimlerde %99 oy almış
olsalar da bu yöneticilerle halkları arasında hiçbir sevgi
ve saygı yoktur. Ümmet bu polisiye sistemler altında
baskıdan, fakirlikten, Yahudiler ve tüm düşmanları
önünde yenilgiye uğratılmaktan başka zevk tatmadı. Bu
ümmet, bu yöneticilerden kurtulmaya azmettiğinde, bu yöneticilerin
efendileri olan büyük devletlerin gücü halklarının
elinden onları korumaya yetmez. Bu halkların yapmaları
gereken ise; azmetmek, bunun planını yapmak ve hemen
harekete geçmektir.
Ey Müslümanlar! Birinci
sorununuz, geleceğinizdir, İslam sorunudur: Hilafetin geri
getirilmesi, Allah’ın şeriatının tatbik edilmesi, Müslümanların
tek halife ve tek bayrak altında bir araya getirilmeleri,
İslam devletini dünyanın süper gücü haline getirebilmek
için cihad ve davet yoluyla İslam’ın dünyaya taşınması
ve İslam ümmetini insanlar için çıkartılmış en
hayırlı ümmet haline getirilmesidir. Filistin sorunu
kafirlerin, Hilafeti yıkmalarından, İslam’ı siyasi
arenadan uzaklaştırmalarından, İslam ümmetini ve
topraklarını küçük parçalar halinde parçalamalarından
ve üzerlerine daha rahat hükmedebilmeleri için aralarına düşmanlıklar
ve fitneler sokmaya çalışmalarından sonra İslam
ümmetinin karşılaştığı sorunlardan bir tanesidir.
Ey Müslümanlar! Kendinizi;
yöneticilerinizin saptırmalarından ve Yahudilerin
saptırmalarından kurtarınız! Sizin güçsüz, Yahudi
devletinin ise güçlü olduğu, sizin üzerinize düşen
Yahudi’ye boyun eğmektir, bu kaderinizdir, batısıyla
doğusuyla devletler Yahudi’yi desteklediği sürece sizin
için yapacak bir başka şey yoktur kuruntusuyla saptırmaya
çalışan Batı devletlerinin saptırmalarından
kurtarınız! Bu yalanlara aldanmayınız! Yahudi korkaktır,
onlar para canlısıdırlar, savaşçı kimseler değildirler.
Batılı ülkeler, onlarla beraber değil onların çıkarlarıyla
beraberdirler. Çünkü onlar, çıkarlarını düşünen
sömürgeci menfaatperest devletlerdir. Kendilerini Yahudi’nin
yanında buldukları zaman, çıkarlarını kaybedeceklerini gördüklerinde
onu yalnız bırakacaklardır. Ancak başımızdaki yöneticiler,
Batılı ülkeleri razı etmeleri uğruna helak oluşları ve
değersizlikleri nedeniyle, -gasıp ve saldırgan Yahudilerin
yanında yer almalarına, kendilerine ve halklarına düşman
olmalarına rağmen- hep Batının çıkarlarını korudular.
Ey Müslümanlar! İçinizdeki
ümitsizliği atınız! “Gevşeklik göstermeyin,
üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün
gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmran: 139) ayetine
kulak vererek dininize ve Rabbinize güveniniz! Biliniz ki
Yahudiler ve Filistin’i işgal etmiş olan devletleri göz
açık kapayıncaya kadar yok olacak ve hiçbir iz kalmayacaktır.
“Hatta ağaç ve taş dile gelerek; ey Müslüman, ey
Allah’ın kulu, arkamda Yahudi var gel ve onu öldür,
diyecektir.” (Sahihi Müslim: 5403) İşaretler
bu zamanın azaldığını, vaktin geldiğini gösteriyor.
Müslümanlar gelecek günlerde Roma’yı fethedecekler.
İslam ümmetinin mülkü yeryüzünün doğusundan batısına
kadar ulaşacaktır. Müslümanların hükümranlığı güneşin
doğup battığı her yere ulaşacaktır. Muhammed (SAV)’in
dini, kapitalist ideolojinin veya liberalist kapitalist
sistemin de içinde bulunduğu tüm dinlerin üzerinde
hakimiyet kuracaktır. “O (Allah), müşrikler
hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak
için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.” (Tevbe:
33)
Hizb-ut Tahrir H. 25
RECEP 1420...M.
03/11/1999
|