|
MÜSLÜMANLARIN ÜLKELERİNİN KORUYUCUSU OLAN İSLÂM HİLÂFETİNİ
KURMAK FARZDIR ONU KURMAK İÇİN ÇALIŞMAKTAN GERİ DURMAK
İSE HARAMDIR
Hilâfet, İslâm şeriatı hükümlerinin uygulanması
ve İslâm Davetinin aleme taşınması için dünyadaki
bütün müslümanların genel başkanlığıdır. O, müslümanları
bir araya getirip ülkelerini birleştiren siyasi bir
varlıktır. Nitekim Rasulullah (SAV) müslümanlar için İslâm
şeriatı ile yöneten bir tek halife olmasını emretmiştir.
Şöyle demiştir... “...Halifeler olacaktır. Çoğalacaklardır.
Bize ne emredersiniz? dediler. Dedi ki: İlk biat edilenin
biatına vefalı olun...” (Müslim, K. İmarat, 3429)
“Aynı anda iki halifeye biat edilirse, onlardan
sonuncusunu öldürün.” (Müslim, K. İmarat, 3444)
Hilâfet, Rasulullah (SAV)’in şu sözü ile yeniden
kuruluşunu bize müjdelediği devlettir:
“...Sonra da nübüvvet metodu üzerinde Hilâfet olacaktır.”
(Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)
Hilâfet, İslâm şeriatı hükümlerinden yargı, yönetim,
ekonomi, kadın-erkek ilişkileri, eğitim-öğretim, dış
siyaset konularında Allahu Teâla’nın müslümanlara farz
kıldığı hususları tatbik eden devlettir.
Hilâfet, İslâm risaletini aleme taşıması için,
müslümanların ülkelerini korumak için ve müslümanların
kanlarını, namuslarını, mallarını ve zimmetlerindeki
kişileri korumak için Allahu Teâla’nın müslümanlara
farz kıldığı cihad ve hükümlerini uygulayan İslâm
Devleti’dir.
Hilâfet, müslümanların nehyetmekle emrolundukları
münkerleri engelleyen, böylece toplumdaki fesad
görüntülerini ortadan kaldıran, akideyi koruyan, ondan bütün
sapmaları ya da onu kötülemeyi ya da ona saldırıyı
önleyen devlettir.
Hilâfet, toplumun her kesiminde iman, temizlik, iffet,
dürüstlük, güzel ahlak atmosferini, basın, eğitim
kurumları ve kuruluşlar yoluyla yayar. İslâm Devleti’nin
tebaası; münker, fesad ve ahlaki çöküntü davetçilerinin
erkek ve kız çocuklarını sürükleyip götürmelerinden
korkmazlar.
Hilâfet, Allah’ın müslümanlara; topluluklar arası
düşmanlıkları gidermeleri, asabiyet, milliyetçilik,
kabilecilikten uzak durmaları hususundaki emrini yerine
getirir. Hilâfet, bir grup ya da mezhep devleti değildir.
Bilakis onun tebaasına bakışı tektir. O, İslâm’ın hükümlerini
tebaası üzerine Kitab ve Sünnet’ten alınan kuvvetli
delile göre tatbik eder. Hilâfet, bir ırk ya da renk
devleti değildir. Zira Arabın Aceme, siyahın beyaza
takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.
Her müslüman İslâm’ın bütün hükümlerine önem
verir. Çünkü onlarla muhatap olmuştur. Her müslüman
dünyadaki bütün müslümanlara önem verir ve önem
vermekle de emrolunmuştur. Allahu Teâla şöyle dedi:
“Ancak müslümanlar kardeştirler.” (Hucurat: 10)
Rasulullah (SAV) şöyle dedi:“Mü’minler
birbirlerine karşı sevgi, saygı, muhabbet ve merhamet
beslemekte bir vücuda benzerler. Vücudun bir organı acı
çektiğinde diğer organlar ona uykusuzluk ve savunma ile
tepki verirler.” (Müslim, K. Âdab, 4685)
İslâm Hilâfeti bütün müslümanların
devletidir, onlardan talep edilendir, onların boyunlarındaki
vaciptir. Zira Rasulullah (SAV) şöyle dedi: “Kim
boynunda biat (yükümlülüğü) olmadan ölürse cahiliyye
ölümü ile ölmüş olur.” (Müslim, K. İmarat, 3441)
Amerika’daki müslüman, Avrupa’daki müslüman, Çin’deki
müslüman, Endonezya’daki müslüman, Lübnan’daki
müslüman, Fas’taki müslüman, hepsi de birdir ve hepsi de
İslâm hükümleri ile emrolunmuşlardır, İslâmî
Hilâfeti kurmak hepsine de farzdır.
Her müslümanda şu köklü kanaat olmalıdır ki; o, bir
tek İslâm ümmetinin mensubudur. Müslümanların, sömürgecilerin
kurup başlarına bela ettikleri devletler içinde parçalanmış
kalmaları caiz değildir. Bilakis müslümanlar, o yapay varlıklarını
bir tek devlette birleştirmek için gayret gösterip çalışmaktadırlar,
fırsat kollamaktadırlar. Zira Mısır’daki müslüman,
İslâmî Hilâfete davet ediyor ve onun için çalışıyor,
ki Mısır İslâmî Hilâfet’in ya merkezi ya da bir cüzü
olsun. Aynı şekilde Kuveyt’teki müslüman, Kuveyt’in
İslâmî Hilâfet’ten bir cüz olması için davet ediyor.
Sudan, Pakistan, Irak, İran, Suriye ve diğer müslüman
beldelerinde yaşayan müslümanlar da aynı şekilde hareket
ediyorlar.
İslâmî Hilâfet sadece müslümanları görüp
gözeten bir devlet değildir. İslâm Devleti tebaası olan,
müslüman olsun gayri müslim olsun ayırt etmeksizin
herkesin tam bir tebaa hakkı vardır. Şer'î sorumluluk ve
haklardan yararlanır. Yargı yönünden ya da işlerin gözetilmesi
yönünden herhangi bir ayrıcalık yoktur. İslâm Devleti
tebaasında gayri müslimlerin kanları, malları ve ırzları
koruma ve güvence altındadır.
Müslüman bilir ki; hak ve batıl bir arada bulunmaz, küfür
ve iman da birleşmez. Şunu da bilir ki; onun müslümanların
beldelerinin birleşmesi ve İslâm’ın tatbik edilmesi
daveti, onu kafirler ve aveneleri ile karşı karşıya
getirir ve çatıştırır. Zira Rasul (SAV) ve mü’minlerden
onunla beraber olanlar kabullenme ve hoş karşılanma
bulmadılar. Bilakis çekilmiş kılıçlar, katı kalpler
buldular. Büyük İslâmî çatışmalar vardı ve İslâm
için nusret/zafer de bu çatışmaların içindeydi. Bu,
Allah’ın Aziz Kitabı’nda bize haber verdiği hakikattir.
Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
“Onlardan ancak Aziz ve Hamid olan Allah’a iman
ettikleri için intikam aldılar.” (Buruç: 8)
“Kafirler insanları Allah yolundan saptırmak için
mallarını harcarlar.” (Enfal: 36)
“Onlar eğer güçleri yeterse sizi dininizden
döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.”
(Bakara: 217)
İşte müslümanın imtihanı buradadır. Ya Allah’ın
emrettiğine davet edip işkence ve sıkıntılara sabreder ve
Allah onun yardımcısı olur. Ya da Allah’ın kendisine
farz kıldığı husustan geri durur, böylece de Allah’ın
gadabına ve öfkesine müstehak olur. Ortada müslümanlar
için bir varlık var olduğu sürece hiçbir hayırlarını görmediği
zalim ve kafirlerin hilesinden kendisini kurtaramaz. İşte
Bosna ve Kosova’daki müslümanlar, uysallıkları onlara
bir fayda vermedi. Bilakis, Balkanlardaki vahşi harp onlara
karşı başlatıldı. Filistin, Keşmir, Çeçenistan, Irak
v.b. yerlerde olan ve olmakta olan hususlar müslümanları
bekleyen fitne ve belaların, afetlerin görüntülerindendir.
Zira kendilerine karşı harekete geçmeden önce fitneyi bastırmak
için işlerinin dizginini/kontrolünü ellerine geçirmekte
aceleci olmadıkları için bu bela ve afetlere maruz kalmak
durumundadırlar.
İslâm ümmeti, istisnasız hepsi bilir ki; kurtuluşu
İslâm’la ve İslâm yönetimi iledir. Bilir ki,
yöneticileri onları saptırmaktadır ve yardımsız, zelil
bırakmaktadırlar. Bu ümmet önemli jeostratejik yerlerde
bulunmaktadır, çok büyük doğal servete sahiptir, yeryüzü
nüfusunun ¼’nü oluşturmaktadır. Bu ümmet, işlerinin
kontrolünü eline geçirmeye karar verdiğinde ve bunu da
kendisine emrettiği gibi Allah’a tevekkül ederek yaparsa,
Allahu Teâla’dan kuvvetle yardım bulacağına güvenerek,
aziz kılanın da zelil kılanın da Allah olduğuna iman
ederek yaparsa evlatlarının kararlılığı ve
ülkelerindeki kuvvet ehlinden samimi kişilerin yardımı ile
neticeye ulaşır. Zira bu ümmet Allahu Teâla’nın şu sözünü
okuyor:
“Nice az kişiler vardır ki sayıca kendilerinden çok
olan topululuklara Allah’ın izniyle galip gelmiştir.”
(Bakara: 249)
“Allah kendisine tevekkül edenleri sever.” (Âl-i
İmran: 159)
“Kim izzet/şeref/kuvvet istiyorsa bilsin ki izzetin
hepsi Allah’ındır.” (Fâtır: 10)
Sonra ümmet, sahip olduğu siyaset ehlinden samimi
olanların engin tecrübesi ile planlama, siyaset ve kuvveti
birleştirerek ferasetli davranışta bulunur. Böylece
sanayisini kurar, dünyadaki dengeleri ve devletler arası
konumu kavrar. Sonra da buna binaen kendisine başarı ve
devamlılığı gerçekleştirecek davranışlarda bulunur.
Akidesinin kuvveti ve bütün düşmanlara karşı
adamlarının kararlılığı ile dinin muzaffer olması ve müslümanların
ülkelerinin himayesi yolunda canları ve kanları harcamaya yönelir.
Böylece Allah’ın izni ile düşmanına karşı galip
gelir. İşte o gün mü’minler Allah’ın
nusreti/yardımı ile mutlu olurlar. Bu Aziz olan Allah’a
zor değildir.
Ey müslümanlar! Allah bizi İslâm ile
şereflendirdi, aziz kıldı. Allahu Teâla şöyle dedi:
“İzzet Allah’a, Rasulü’ne ve mü’minlere aittir.”
(Münafikun: 8)
O halde Allah ve Rasulü’nü razı eden işe koşun! Dünya
ve ahiretin hayrı ile kurtulmanız için nübüvvet metodu
üzere Raşidî Hilâfet’i kurarak Allah’ın emirlerini
uygulamak maksadı ile çalışanlarla beraber çalışınız!
“Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu
tamamlayıcıdır.” (Saf: 8)
Hizb-ut Tahrir H. 10 Şeval 1420
Mısır Vilayeti M. 16/01/2000
MÜSLÜMANLARIN ÜLKELERİNİN KORUYUCUSU OLAN İSLÂM HİLÂFETİNİ
KURMAK FARZDIR ONU KURMAK İÇİN ÇALIŞMAKTAN GERİ DURMAK
İSE HARAMDIR
Hilâfet, İslâm şeriatı hükümlerinin uygulanması
ve İslâm Davetinin aleme taşınması için dünyadaki
bütün müslümanların genel başkanlığıdır. O, müslümanları
bir araya getirip ülkelerini birleştiren siyasi bir
varlıktır. Nitekim Rasulullah (SAV) müslümanlar için İslâm
şeriatı ile yöneten bir tek halife olmasını emretmiştir.
Şöyle demiştir... “...Halifeler olacaktır. Çoğalacaklardır.
Bize ne emredersiniz? dediler. Dedi ki: İlk biat edilenin
biatına vefalı olun...” (Müslim, K. İmarat, 3429)
“Aynı anda iki halifeye biat edilirse, onlardan
sonuncusunu öldürün.” (Müslim, K. İmarat, 3444)
Hilâfet, Rasulullah (SAV)’in şu sözü ile yeniden
kuruluşunu bize müjdelediği devlettir:
“...Sonra da nübüvvet metodu üzerinde Hilâfet olacaktır.”
(Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)
Hilâfet, İslâm şeriatı hükümlerinden yargı, yönetim,
ekonomi, kadın-erkek ilişkileri, eğitim-öğretim, dış
siyaset konularında Allahu Teâla’nın müslümanlara farz
kıldığı hususları tatbik eden devlettir.
Hilâfet, İslâm risaletini aleme taşıması için,
müslümanların ülkelerini korumak için ve müslümanların
kanlarını, namuslarını, mallarını ve zimmetlerindeki
kişileri korumak için Allahu Teâla’nın müslümanlara
farz kıldığı cihad ve hükümlerini uygulayan İslâm
Devleti’dir.
Hilâfet, müslümanların nehyetmekle emrolundukları
münkerleri engelleyen, böylece toplumdaki fesad
görüntülerini ortadan kaldıran, akideyi koruyan, ondan bütün
sapmaları ya da onu kötülemeyi ya da ona saldırıyı
önleyen devlettir.
Hilâfet, toplumun her kesiminde iman, temizlik, iffet,
dürüstlük, güzel ahlak atmosferini, basın, eğitim
kurumları ve kuruluşlar yoluyla yayar. İslâm Devleti’nin
tebaası; münker, fesad ve ahlaki çöküntü davetçilerinin
erkek ve kız çocuklarını sürükleyip götürmelerinden
korkmazlar.
Hilâfet, Allah’ın müslümanlara; topluluklar arası
düşmanlıkları gidermeleri, asabiyet, milliyetçilik,
kabilecilikten uzak durmaları hususundaki emrini yerine
getirir. Hilâfet, bir grup ya da mezhep devleti değildir.
Bilakis onun tebaasına bakışı tektir. O, İslâm’ın hükümlerini
tebaası üzerine Kitab ve Sünnet’ten alınan kuvvetli
delile göre tatbik eder. Hilâfet, bir ırk ya da renk
devleti değildir. Zira Arabın Aceme, siyahın beyaza
takvadan başka bir üstünlüğü yoktur.
Her müslüman İslâm’ın bütün hükümlerine önem
verir. Çünkü onlarla muhatap olmuştur. Her müslüman
dünyadaki bütün müslümanlara önem verir ve önem
vermekle de emrolunmuştur. Allahu Teâla şöyle dedi:
“Ancak müslümanlar kardeştirler.” (Hucurat: 10)
Rasulullah (SAV) şöyle dedi:“Mü’minler
birbirlerine karşı sevgi, saygı, muhabbet ve merhamet
beslemekte bir vücuda benzerler. Vücudun bir organı acı
çektiğinde diğer organlar ona uykusuzluk ve savunma ile
tepki verirler.” (Müslim, K. Âdab, 4685)
İslâm Hilâfeti bütün müslümanların
devletidir, onlardan talep edilendir, onların boyunlarındaki
vaciptir. Zira Rasulullah (SAV) şöyle dedi: “Kim
boynunda biat (yükümlülüğü) olmadan ölürse cahiliyye
ölümü ile ölmüş olur.” (Müslim, K. İmarat, 3441)
Amerika’daki müslüman, Avrupa’daki müslüman, Çin’deki
müslüman, Endonezya’daki müslüman, Lübnan’daki
müslüman, Fas’taki müslüman, hepsi de birdir ve hepsi de
İslâm hükümleri ile emrolunmuşlardır, İslâmî
Hilâfeti kurmak hepsine de farzdır.
Her müslümanda şu köklü kanaat olmalıdır ki; o, bir
tek İslâm ümmetinin mensubudur. Müslümanların, sömürgecilerin
kurup başlarına bela ettikleri devletler içinde parçalanmış
kalmaları caiz değildir. Bilakis müslümanlar, o yapay varlıklarını
bir tek devlette birleştirmek için gayret gösterip çalışmaktadırlar,
fırsat kollamaktadırlar. Zira Mısır’daki müslüman,
İslâmî Hilâfete davet ediyor ve onun için çalışıyor,
ki Mısır İslâmî Hilâfet’in ya merkezi ya da bir cüzü
olsun. Aynı şekilde Kuveyt’teki müslüman, Kuveyt’in
İslâmî Hilâfet’ten bir cüz olması için davet ediyor.
Sudan, Pakistan, Irak, İran, Suriye ve diğer müslüman
beldelerinde yaşayan müslümanlar da aynı şekilde hareket
ediyorlar.
İslâmî Hilâfet sadece müslümanları görüp
gözeten bir devlet değildir. İslâm Devleti tebaası olan,
müslüman olsun gayri müslim olsun ayırt etmeksizin
herkesin tam bir tebaa hakkı vardır. Şer'î sorumluluk ve
haklardan yararlanır. Yargı yönünden ya da işlerin gözetilmesi
yönünden herhangi bir ayrıcalık yoktur. İslâm Devleti
tebaasında gayri müslimlerin kanları, malları ve ırzları
koruma ve güvence altındadır.
Müslüman bilir ki; hak ve batıl bir arada bulunmaz, küfür
ve iman da birleşmez. Şunu da bilir ki; onun müslümanların
beldelerinin birleşmesi ve İslâm’ın tatbik edilmesi
daveti, onu kafirler ve aveneleri ile karşı karşıya
getirir ve çatıştırır. Zira Rasul (SAV) ve mü’minlerden
onunla beraber olanlar kabullenme ve hoş karşılanma
bulmadılar. Bilakis çekilmiş kılıçlar, katı kalpler
buldular. Büyük İslâmî çatışmalar vardı ve İslâm
için nusret/zafer de bu çatışmaların içindeydi. Bu,
Allah’ın Aziz Kitabı’nda bize haber verdiği hakikattir.
Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
“Onlardan ancak Aziz ve Hamid olan Allah’a iman
ettikleri için intikam aldılar.” (Buruç: 8)
“Kafirler insanları Allah yolundan saptırmak için
mallarını harcarlar.” (Enfal: 36)
“Onlar eğer güçleri yeterse sizi dininizden
döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.”
(Bakara: 217)
İşte müslümanın imtihanı buradadır. Ya Allah’ın
emrettiğine davet edip işkence ve sıkıntılara sabreder ve
Allah onun yardımcısı olur. Ya da Allah’ın kendisine
farz kıldığı husustan geri durur, böylece de Allah’ın
gadabına ve öfkesine müstehak olur. Ortada müslümanlar
için bir varlık var olduğu sürece hiçbir hayırlarını görmediği
zalim ve kafirlerin hilesinden kendisini kurtaramaz. İşte
Bosna ve Kosova’daki müslümanlar, uysallıkları onlara
bir fayda vermedi. Bilakis, Balkanlardaki vahşi harp onlara
karşı başlatıldı. Filistin, Keşmir, Çeçenistan, Irak
v.b. yerlerde olan ve olmakta olan hususlar müslümanları
bekleyen fitne ve belaların, afetlerin görüntülerindendir.
Zira kendilerine karşı harekete geçmeden önce fitneyi bastırmak
için işlerinin dizginini/kontrolünü ellerine geçirmekte
aceleci olmadıkları için bu bela ve afetlere maruz kalmak
durumundadırlar.
İslâm ümmeti, istisnasız hepsi bilir ki; kurtuluşu
İslâm’la ve İslâm yönetimi iledir. Bilir ki,
yöneticileri onları saptırmaktadır ve yardımsız, zelil
bırakmaktadırlar. Bu ümmet önemli jeostratejik yerlerde
bulunmaktadır, çok büyük doğal servete sahiptir, yeryüzü
nüfusunun ¼’nü oluşturmaktadır. Bu ümmet, işlerinin
kontrolünü eline geçirmeye karar verdiğinde ve bunu da
kendisine emrettiği gibi Allah’a tevekkül ederek yaparsa,
Allahu Teâla’dan kuvvetle yardım bulacağına güvenerek,
aziz kılanın da zelil kılanın da Allah olduğuna iman
ederek yaparsa evlatlarının kararlılığı ve
ülkelerindeki kuvvet ehlinden samimi kişilerin yardımı ile
neticeye ulaşır. Zira bu ümmet Allahu Teâla’nın şu sözünü
okuyor:
“Nice az kişiler vardır ki sayıca kendilerinden çok
olan topululuklara Allah’ın izniyle galip gelmiştir.”
(Bakara: 249)
“Allah kendisine tevekkül edenleri sever.” (Âl-i
İmran: 159)
“Kim izzet/şeref/kuvvet istiyorsa bilsin ki izzetin
hepsi Allah’ındır.” (Fâtır: 10)
Sonra ümmet, sahip olduğu siyaset ehlinden samimi
olanların engin tecrübesi ile planlama, siyaset ve kuvveti
birleştirerek ferasetli davranışta bulunur. Böylece
sanayisini kurar, dünyadaki dengeleri ve devletler arası
konumu kavrar. Sonra da buna binaen kendisine başarı ve
devamlılığı gerçekleştirecek davranışlarda bulunur.
Akidesinin kuvveti ve bütün düşmanlara karşı
adamlarının kararlılığı ile dinin muzaffer olması ve müslümanların
ülkelerinin himayesi yolunda canları ve kanları harcamaya yönelir.
Böylece Allah’ın izni ile düşmanına karşı galip
gelir. İşte o gün mü’minler Allah’ın
nusreti/yardımı ile mutlu olurlar. Bu Aziz olan Allah’a
zor değildir.
Ey müslümanlar! Allah bizi İslâm ile
şereflendirdi, aziz kıldı. Allahu Teâla şöyle dedi:
“İzzet Allah’a, Rasulü’ne ve mü’minlere aittir.”
(Münafikun: 8)
O halde Allah ve Rasulü’nü razı eden işe koşun! Dünya
ve ahiretin hayrı ile kurtulmanız için nübüvvet metodu
üzere Raşidî Hilâfet’i kurarak Allah’ın emirlerini
uygulamak maksadı ile çalışanlarla beraber çalışınız!
“Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu
tamamlayıcıdır.” (Saf: 8)
Hizb-ut Tahrir H. 10 Şeval 1420
Mısır Vilayeti M. 16/01/2000
|