1978’de yahudi devleti, Lübnan’a saldırarak
bir kısmını işgal etti. Ardından İsrail’in Lübnan’dan
kayıtsız şartsız çekilmesini talep eden BM’nin 425 sayılı
kararı çıktı. Fakat buna rağmen İsrail çekilmedi ve
1982’de daha geniş ve kapsamlı saldırılar düzenledi.
Ancak yahudiler; kendilerine karşı yapılan silahlı mücadelenin
arttığını, kendi askerlerinin bu yüzden sürekli
öldürüldüğünü, kendilerinin bundan ötürü çok kan
kaybettiğini, toplumun bundan dolayı rahatsızlığı ve
tansiyonun yükseldiğini gördükten sonra çekilmeyi düşündüğünü
açıkladı.
Ancak yahudiler; tüccar zihniyetli
oldukları için pazarlık yapıp geri çekilmenin karşılığını
almaya çabalayarak, “ilk önce Cizzin” sonradan
da “ilk önce Lübnan” dediler. Geçmişte “ilk
önce Gazze” ve “ilk önce Eriha”
dedikleri gibi. Lübnan’da yahudilerle işbirliği yapan
bazı çevrelerin onların lehine yapılan bir çok girişimleri
bulunmasına rağmen yahudiler, bu tür girişimlerde
başarısız olmuş ve hiç bir şey elde edemedikleri gibi
elleri boş dönmüşlerdi. Öte yandan yahudilerin Gazze ve
Batı Şeria’daki sıkıntılarını gidermekle yetinmeyip,
onların ayağının altında ezilerek zelil olmaya razı olan
Arafat ve zebanileriyle yaptıkları pazarlıklar başarılı
olmuştur.
Şu anda Filistinliler bir yandan
yahudilerin Güney Lübnan’daki yenilgisini diğer yandan da
Güney Lübnan’lıların zaferini izlerken; “Acaba biz
yahudileri yenip memleketimize alnımız açık, başımız
dik olarak döneceğimiz güne kavuşabilecekmiyiz?” derler.
Evet...İnşallah olacak!.. Fakat bu işin karşılığı
vardır. Bu karşılık Güney Lübnan’da olanlardan çok
daha ağırdır.
Aslında yahudiler, 22 yıldır kendilerine
ajanlık yapan, “Güney Lübnan veya Entuvan Lahd ordusu”
denilen kendi ajanlarına karşı bile ne kadar vefasız
olduğunu gösterdiler. Daha önce 1982’de Lübnan’ın
işgali sıralarında yahudiler; Bihamdun, Cebel Lübnan ve
Güney Sayda gibi bir çok bölgelerde kendi ajanlarından vaz
geçince onların bir kısmı bölgeyi bırakmaya bir
kısmının da perişan olmasına neden olmuştu. İşin acı
ve garip tarafı da yahudilere hâlâ bir çok yerlerde ajanlık
ve casusluk yapanlar var!.. Bunlar hiç mi düşünmüyorlar?
Ve başkalarından hiç mi ibret almıyorlar?
Yahudiler hayvanları kullandıkları gibi
insanları da kendi çıkarları için kullanabileceklerini
zannediyorlar. Zira Kur’an’ı Kerim yahudilerin böyle bir
karaktere sahip olduklarını şöyle bildiriyor:
“...Fakat onlardan öylesi de vardır ki,
ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu
sana iade etmez. Bu da onların, (ümmilere karşı
yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur) demelerindendir.
Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.” (Al-i İmran
75)
İsrail ordusunun Güney Lübnan’dan
çekilirken çok tedirgin ve karmaşık bir durumda olması,
direnişçilerin boşaltılan bölgeye varmasından önce
yahudilerin ajanı olan “Entuvan Lahd ordusu”nun
çökmüş olması, yahudilerin Filistin’in kuzeyinden Güneye
doğru diğer güvenlik bölgelerine açılarak kaçmalarına
neden olan Hizbullah ve diğer direnişçilerden aşırı
derecede korkmuş olmaları ve bütün bunlar; yahudi
nefsiyetinin ve onların siyasi varlığının ne kadar zayıf
olduğunu, yahudi ordusunun çok korkak olduğunu, yahudi
ulsunun da dünya hayatına çok bağlı olduğunu göstermiştir.
Onların bu karakterlerini, onları yakından tanıyan veya
Kur’an’ı Kerimde anlatılan özelliklerini bilen kimseler
de bilir.
Akla şöyle bir soru gelebilir: Madem
yahudiler bu kadar olumsuz karaktere sahiptir, öyleyse
Filistin’i ve bir çok Arap memleketlerini nasıl işgal
edebildiler? Hâlâ Arapları ardı arkası kesilmeyen
hezimetlere uğratıp ve onları nasıl oyuna getirebilir?
Bu sorunun cevabına gelince: Batılılar
Filistin’de yahudilere ait devlet kurmayı
kararlaştırınca, arapların ve diğer müslümanların yöneticileri
batı devletlerinin ajanı oldukları için efendilerinin
emirlerini yerine getirmişlerdir. Batı devletleri “Birinci
Dünya Savaşı”ndan sonra Hilâfet’i yıkıp İslâm
alemini parçalamakla yetinmeyip, bölgeye fitne yerleştirip
Hilâfet’in yeniden kurulmaması, İslâm ümmetinin birleşmemesi
ve bölgenin servetlerini sürekli olarak çalıp sömürmek
için, bölgeye böylesi bir mikrop konuşlandırdılar.
Ayrıca Müslümanların idarecileri kendi halkları
tarafından seçilmeyip batı devletleri tarafından
getirildikleri için bu yöneticiler halklarına değil
efendilerine bağlıdırlar. Yöneticilerin bu durumu; % 99.99
oranında kazandıklarını iddia ettikleri seçimleri
yapmalarına rağmen “Birinci Dünya Savaşın”dan
beri hâlâ devam etmektedir.
Müslüman yöneticiler -özellikle de
Arap- yöneticiler sömürgeci ve kâfir olan efendilerinin
emirleri doğrultusunda tüm müslümanları aldatmak için;
yahudi devletine hiç kimsenin karşı duramayacağını,
kimsenin sahip olmadığı çok güçlü hava kuvvetlerine
sahip olduğunu ve elinde yüzlerce nükleer başlıklı bomba
bulundurduğunu, onun gücünün bütün Arapların gücünden
kat kat daha fazla olduğunu, ona karşı savaşmayı düşünen
kimsenin de siyasetten hiç bir şey anlamadığını ve hatta
kendini büyük tehlikeye atmış olduğunu iddia ederek bütün
medya organlarını bu iş için seferber etmişlerdir. İşte
bu yöneticiler gerçeklilik payı olmayan bu kanaatı;
ümitsizliğe kapılması, yahudilerin Filistin’in gasbını
kabul ederek yöneticilerin hainlik ve zilletle dopdolu siyasi
tavırlarına karşı rıza göstermesi için insanların
zihinlerine yerleştirmişlerdir.
Yahudi devleti ve ordusunun donatıldığı
bu demir korkulukların içi boş ve sahtedir. Zira onların büründükleri
bir çok sahte maskeleri düşmüştür. Örneğin bu sahte
maskeleri; birisi Ürdün’de “1968 Keramet savaşı”n
da diğeri ise “1973 savaşı”n da ve daha birçok
yerlerde açığa çıkmıştır.
Yahudi liderler; büyük yenilgiye uğrayan
ordunun kaybettiği, onuru ve kırılan cesaretinin geri
alınması ve büyük korkuya kapılan halkının
sakinleşmesi için yine tehditler savurdu. Savurdukları
tehditleri belki de gerçekleştirirler, amma heyhat!..
Kaybettikleri heybeti bir daha geri gelmez. Artık yabancı
olan yahudi varlığının sadece Kudüs, Batı Şeria, Gazze
ve Golan Tepeleri’nden değil, Filistin’den ve bütün
bölgelerden tamamen yok olması için geri sayımın
başladığını söyleyebiliriz.
Yahudi devletini İslâm aleminin kalbinde
kuran batı devletleri; yahudileri sevdikleri için veya
nazilerin onlara yaptıkları zulmü affettirmek için değil,
onları kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullanmak
için kurmuşlardır. İngilizler ve Amerikalılar başta
olmak üzere bütün batı devletlerinin menfaatçılıktan
başka inandıkları değerleri yoktur ve yahudi devletinin
kendilerine menfaat getirmekten ziyade zarar getirmeye
başladığını gördüklerinde ondan vaz geçeceklerdir.
Zira şu anda Avrupa’da çok güçlü akımlar vardır ki;
İsrail’e ödenen vergilerin artık üzerlerinde çok
büyük bir yük olduğunu, soğuk savaş ve kötülük
imparatorluğu dedikleri Sovyetler Birliği’nin
yıkılmasından sonra, Müslüman yöneticilerinin batıya
yahudilerden daha fazla bağımlı oldukları ortaya çıkınca
artık yahudilere gereksinim kalmadığını savunmakta ve açıklamaktadır.
Nitekim batılılar; mefaatlarının Müslümanlarda olduğunu
düşünmektedirler. Zira her türlü enerji ve hammaddeleri
müslüman memleketlerde bulunmakta, bu memleketler de Avrupa
için büyük pazar yeri ve Müslümanların yöneticileri de
batıya köleden daha fazla bağlı durumdadırlar. Oysa
yahudiler çok şımarık ve sanayileri de Avrupa sanayisine
karşı dünya pazarında büyük rakiptir.
Akıl sahibi olan herkesin kendisine şu
soruyu sorması gerekir: Kendi ülkelerinin çıkarlarının
İsrail’de değil Araplar ve Müslümanlarda olduğundan
emin oldukları halde neden Avrupa devletleri yahudilerle
özellikle seçimlerde flört yaparken Araplara ve
Müslümanlara karşı tahrik edici açıklamalarda
bulunurlar? Bunun cevabı çok kolaydır: Çünkü bunun
nedeni; müslümanların yöneticilerinin hainliği ve alçaklığıdır!..
Bütün Araplar ve müslümanların sessiz kalıp zillete
rıza göstermesi ve yöneticileri muhasebe etmemesidir.
Müslümanlar canlı ve duyarlı olsalardı onları denetler,
doğrultur veya değiştirirdi. Yine izzetli ve onurlu yöneticilerimiz
olsaydı batılılar bizi bu kadar hafife alamazdı.
Bölgede yabancı olan yahudi
varlığının sökülüp atılması ve bunun için de geri
sayımın başlaması ancak bölge halkının; yahudi
devletinin ne kadar yapmacık ve zayıf olduğunu, yahudilerin
de ne kadar korkak olduğunu, kendileri, ajanları olan Güney
Lübnan ordusundan vaz geçtikleri gibi batı devletlerinin de
yahudilere ihtiyaç kalmadığını anlayınca onlardan hemen
vazgeçeceklerine kanaat getirmelerine bağlıdır.
Geri sayımın ikinci aşaması ise; bölge
halkının harekete geçip, halkını aldatan efendilerinin bölge
servetlerini çalıp yağma etmesine izin verirken kendi
halkını bu servetlerden yararlanmasından mahrum bırakan bütün
hain ve ajan olan yöneticileri devirmeleri gerekir. İsrail’in
Mescid-i Aksa’yı gasp etmesini kabul eden, bu varlığın
kurulmasına yardım eden ve halkın perişan olmasına neden
olan bu hain yöneticilerin yahudi devletini yok etmeleri
beklenilmez. Zira daha önce yahudi devletinin kurulması suçundan
daha büyük olan Hilâfet’in yıkılmasına da çok yardım
etmişler ve hâlâ Hilâfet’in geri kurulmasına şiddetle
karşı çıkarak savaşmakta ısrar etmektedirler. Aslında
onlar İslâm şeriatına, yüce Kur’an’a ve Allah’a karşı
savaşmaktadırlar.
Bu hain yöneticileri devirmek, Kur’an ve
Sünnet ile hükmetmek üzere tek bir Halifeye biat etmek,
İslâm ümmeti ve müslüman memleketlerini birleştirme
cihetine gidildiği takdirde, yahudilerle savaşmaya gerek
kalmadan onlar zaten Filistin’i terk edeceklerdir. “Tıpkı
Entuvan Lahd ordusu”nun silahlı çatışmaya girmeden Lübnan’dan
kaçtığı gibi. Allah’u teala şöyle buyurmuştur:
”Onlar -ehli kitap- size, incitmekten
başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar,
size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım
da edilmez. Onlar -yahudiler- nerede bulunurlarsa bulunsunlar,
Allah’ın ahdine ve insanların -mü’minlerin- himayesine
sığınmadıkça kendilerine zillet -damgası- vurulmuştur;
Allah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum
edilmişlerdir.. “ (Al-i İmran 111-112)
Hizb-ut Tahrir H 21 Sefer 1421
Lübnan Vilayeti M 25 Mayıs 2000