|
“Gevşeklik göstermeyin,
üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün
gelecek olan sizsiniz.” (Al-i
İmran 139)
Hilâfetin
yıkılışından sonra ümmetin uğratıldığı en büyük
felaketlerden biri de, başlarına musallat olan yöneticilerdir.
Zira ümmetin yaşamakta olduğu bu zillet dolu hayattan
kurtulmasını engelleyen, kafirlerin kendi çıkar ve
menfaatlerini korumak için bekçilik yapan, yahudi varlığının
gerçek koruyucusu ve yine ümmetin Hilâfet devleti
gölgesinde şeri hükümlere dayalı bir hayat yaşamasına
engel olmak üzere kafirlerin görevlendirdiği bu cellat yöneticilerdir.
Müslümanların başlarındaki hain yöneticiler ümmetin
zilletten kurtulmak, küfür egemenliğinden azat olmak ve
cihada geri dönmek için, gösterdiği her türlü çabayı
boşa çıkarmak için gece gündüz çalışmaktadırlar.
Onlar, efendisi olan sömürücü kafirlerin kendilerine verdiği
görevi tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmek uğruna
ümmete karşı yaptıkları ikiyüzlülükten çekinmiyor,
onu zillete mahkum bırakmaktan da asla utanç duymuyorlar.
İslâm ümmeti harekete geçip İslamî duyguları
canlanınca, ümmetin derinliklerinden gelen İslamî
mefhumlar belirince, cihada can atarak onun uğruna her türlü
çabayı gösterince ve başlarındaki yöneticilerden
kurtulmanın gerekliliğini anlayınca bu hain yöneticiler,
ümmetin gösterdiği bu reaksiyonun kontrol dışına çıkmaması
için efendileriyle görüşerek çözüm yollarını
beraberce aramaya başladılar.
İşte
bunun için Şarm El-Şeyh ve Kahire’de hain zirveler düzenlediler,
onların ortak hedefi olan ümmete hainlik yapmak ve ümmetin
bu mübarek kıpırdayışının önünü kesmek için aralarında
rol paylaşımını yaptılar. İşte Mısır yöneticisi (ki
İslam aleminde ağırlığı olup en büyük söz sahibi
olarak bilinen bir ülke) cihadı çaptırılmışlık ve
delilik saymakta. Irak yöneticisi de cihada çağrılar
yaparken, kendisi iktidara geldiği günden beri canlarına
kıydığı Müslümanların kanı halen tazeliğini
korumakta. Ürdün yöneticisi ise, Filistin ile coğrafik
bakımından en uzun sınıra sahip olduğu halde yahudilerle
ilişkileri kesmek ve onlarla yapılan antlaşmaların fesh
edilmesini yenilgi olarak saymakta. Yemen yöneticisine
gelince O, ta ilk günden beri savaşın olmasını ısrarla
istiyordu ama, Adn körfezinde Amerikan savaş gemisinin
bombalı saldırısından sonra efendisinden korkan ve onun
karşısında şaşkın ve nasıl davranacağını bilmeyen
bir köle durumuna düşmüştü. Kuveyt ve körfezdeki petrol
yöneticileri ise kafirlere petrol satımının
durdurulmasının, sanayi ülkelerinin Müslümanlara karşı
düşmanca davranmasına ve dünya ekonomisinin zarar
görmesine neden olabileceğini saymaktadırlar. Hatta Suud’lu
yöneticiler bu bağlamda defalarca açıklamalar yaptılar.
Kuveyt
yöneticilerinin tavrını, Arap zirvesine katılmak üzere
Kuveyt temsilcisi ve dışişleri bakanı şöyle dile
getirdi: “Sanırım ki şu anda petrol satışını
durdurmak Arap dünyasının lehine değildir .Çünkü en
fazla aç kalacak biz oluruz.” Acaba bu bakan, Kuveyt
yöneticilerinin Irak ve İran Müslümanları arasında
savaş finansmanına milyarca dolar yardım ederken açlığı
neden düşünmedi? Amerikan tüketicisinin rahatını gerçekleştirecek
şekilde petrol fiyatlarının düşmesini sağlarken açlığı
hiç düşün mü? Müslümanların paraları Amerika ve
İngiltere bankalarında yatarken bu paraların her an el
koyma veya dondurma ile karşı karşıya kalabilir durumda
olduğu halde neticesinde açlığı hiç düşündü mü?
Aslında
bu çelişki dolu tavırlar; gerek Amerikanın gerekse
İngiltere'nin çıkar ve menfaatlerini korumak uğruna bu yöneticilerin
kafirlerin emirleri karşısında ne kadar zelil ve kukla
olduklarının en açık kanıtıdır. Allahu Teala ne güzel
buyurmuştur:
“Ey
iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.
Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafına
tutarlar). Kim içinizden onları dost edinirse onlardan olur.
Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
Kalblerinde hastalık bulunanların: “Başımıza bir
felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasına
koşuştuklarını gürürsün. Umulur ki Allah bir fethi,
yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde
gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.”
(Maide: 51-52)
Kuveyt
yöneticileri başta olmak üzere bütün petrol
yöneticileri, yahudilerin Müslümanların kanını
akıtmalarına, onları öldürmelerine ve Müslümanların
kutsal yerlerini kirletmelerine seyirci kalıp Amerika’nın
yahudilere olan desteğine karşı sessiz kalarak kafirlere
petrol satışını durdurmamakla yetinmeyip, petrolün
Amerika başta olmak üzere yahudilere desdek verenlere karşı
bir kalkan olarak kullanılabileceği medyatik organlar
aracılığıyla konuşulmaya başlandığında kâfir
devletlerin pazarlarını anında rahatlatıcı bir takım
demeçler verdiler. Bu tür açıklamaları yapmalarının
sebebi ise; Amerika ve İngiltere gibi kâfir devletlerin
pazarlarına akıtılan petrolün durdurulmasından dolayı dünyada
büyük çaplı ekonomik krizin yaşanmasından endişe
duydukları içindir. Bu aciz tavırları başımızdaki yöneticiler,
ağır başlılık olarak algılıyorlar!.. Oysa gerçekte bu
tavırlar, kafirlere karşı zillet ve boyun eğmekten başka
bir şey değildir. Çünkü biz, başımızdaki yöneticiler
bu utanç verici tavırları sergilerken kâfir devletlerin
Sudan, Libya, Irak, İran gibi Müslüman memleketlerde yaşayan
Müslümanları aç bırakmak için acımasızca, ağır ve
haksızca yasalar çıkartmakta ve onlara ekonomik
ambargoları uygulamakta olduğunu görüyoruz.
Ey
müslümanlar!..
Kendileri
ümmete hıyanetlik edip kafirlere kölelik yaptıklarından
dolayı Müslümanların başlarındaki bu yöneticilerin
kafirlere karşı yapamadıklarını Râşid bir halife tereddütsüz
bir şekilde onlara karşı yapacaktır. Çünkü halife
ümmet tarafından seçilir, varlığı ona dayanır, Allah’ın
yardımı ile gücü ümmetle artar. Halife Allah’ın
kitabı ve Resulullah’ın sünnetini icra etmek yetkiyi biat
yoluyla ümmetten alır.
Raşidi
Hilâfet, ancak ümmet Allah’a yardım ederse gerçekleşir.
Yani Allah’ın dinine yardım edip, İslam şeriatının
hakim olması için ciddi bir şekilde çalıştıktan sonra
tahakkuk eder. Zira Allah'u Teala şöyle buyurur:
“Ey
iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine)
yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı (iman
üzere) sabit kılar.”
(Muhammed-7)
Allah’tan
niyazımız odur ki, ümmetin içerisinde bulunduğu bu berbat
ve murdar yaşantıyı kabul etmeyen ve bu hain yöneticileri
reddeden tavırlarından dolayı gösterdiği duyarlılık,
Allah-u Teala’nın:
“Mü’minlere
yardım etmek de bize düşer” (Rum-47)
ayeti kerimesindeki sözünün habercisi olsun.
Ey
Müslümanlar!..
İşte
siz de yöneticilerin ne kadar hain olduklarını gördünüz
ve yahudi varlığının söküp atılması için köklü
çözümün ne olması gerektiğini de idrak ettiniz. Şüphesiz
bu köklü çözüm cihaddır. İçerisinde bulunduğunuz bu
zillet dolu ortamdan kurtulmanızın yegane çıkar yolu da
başınızdaki bu ajan yöneticilerden kurtulmaktır. Onun için
yapmanız gereken şey, duyarlı, inançlı ve ihlaslı güç
sahiplerinin Allah’ın size farz kıldığı Raşidi Hilâfet
devletini kurmak suretiyle Müslüman beldelerde her hangi bir
yöneticiyi otoriteden indirmelerine teşvik etmektir. Zira
bunu şu anda gerçekleştirmek mümkündür. İşte bu
ortamdan yegâne çıkar yolunuz budur. El A’rac’tan o da
Ebu Hureyre’den rivayetle Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: ‘’İmam
(halife) bir
kalkandır, arkasında
savaşılır ve onunla korunulur.’’
Ümmet, cihad yoluyla yahudi varlığını
Filistin’den söküp atmak, diğer Müslümanların
başlarında bulunan yöneticilerini ortadan kaldırmak ve Müslümanları
tek halife çatısı altında birleştirmek için artık
harekete geçmelidir. Eğer ümmet bunu yaparsa işte o zaman
zillet ve acziyetten kurtulur, izzetli, şanlı ve şer’i hükümlerin
ihsan ettiği bir hayat yaşar.
“(Ey
müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına
gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle
sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler:
Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın
yardımı yakındır.” (Bakara-214)
Hizb-ut Tahrir
H. 01. Şa’ban 1421
Kuveyt
Vilayeti M.
28 Ekim 2000
|